Bakur to Başûr: Journey To The Forbidden Country

 

''kuzeyden kuzeyden esiyor, biz güneyin kırılan taşlarındayız, ambara samanlığa dönüşmüş kiliselerdeyiz. ''

Bu fotoğraf serisi, Kürdistan coğrafyasına 2009 yılının Temmuz ayında gerçekleştirdiğim ilk yolculuğumdan başlayarak 2017 yılına kadar çeşitli zamanlarda çektiğim fotoğraflardan oluşan bir yolculuk anlatımı. Devletin kimliklerinden, inançlarından ötürü katlettiği insanların terk etmek zorunda kaldığı, yaşayanların ise hâlâ aynı baskı ile yaşamaya çalıştığı o kentlere gitmek, Batı’da büyümüş ve tüm kimliklerinden bihaber bir genç için biraz zordu. Anadilimizi konuşmamamız, inancımızı açık açık ifade etmememiz için sıkıca tembihlensekte, zaman bir biçimde kendi hakikatine kavuşuyordu. Üniversite yıllarında evden uzaklaşmanın, aile baskısı olmadan yarattığımız özgür alanlarımızda başlayan sorgulamalar, pek çoğumuzu unuttuğu, bilmediği, saklanan kökleriyle yakınlaştırmaya vesile olmuştu.

 

Pek çokları gibi benim içinde durum biraz karmaşıktı. Hem Kürt hem de Alevi bir aile içerisinde büyümüştüm fakat bildiğim tek gerçeklik ya da ötekilik Alevilik inanışı üzerinde şekilleniyordu. Üniversite'de tanışacağım politik çevrelerde ise bir başka 'öteki'yle, Kürt kimliğim ile buluşacaktım. Bu buluşma, hayatımın geri kalanında savunacağım pek çok şeyin ilkeselliği ile doğru temelde nasıl yaşayacağımı da öğretecekti bana.

İlk yolculuk, kendi köklerimle bir buluşma idi. Dersim; masalları, ritüelleri, klamları, sır olmuş evliyaları, ziyaretleri, kutsal suları, dağları ve dağ hayvanları ile mistikliğini korurken, oraya, o 'gidip ne yapacaksın' denilen şehre doğru yola çıkmamın vakti de gelmişti.

 

2009 yılında ayaklarım ilk kez ülkemin toprağı ile buluştuğunda, bilinen, öğretilen ya da gizlenen tüm tanımlar o yolculukta kendi anlamına kavuşacaktı.. Neresiydi ülke dediğimiz bu yer? Sınırları, bayrağı, dili çoktan belirlenmiş bir kara parçası mıydı? Dilin, inanışın, varlığın yok sayılırken dahi kendini ait hissettiğin bu yer neresiydi? 'Yaşadığı topraklar altında ölüleri yoksa, o insan, o toprağa ait değildir' cümlesi miydi bizim bilmediğimiz bu bağı kuran? Köklerimizin orada filizlenip, gövdemizin orada kuruyup toprağa karışmasımıydı bizi çağıran 'bilinmezlik'? Hiç anım yok iken, rüzgarı dahi o ana kadar okşamamışken tenimi, suyu ile yıkanmamışken yüzümü, neydi beni derin bir aidiyetle kendisine çağıran bu yerde? Nerede başlayıp nerede bitecekti bu yol hikâyesi? Ya da hiç bitmeyecek, kendi bambaşka bir özleme bırakacaktı.

İşte kafamdaki sorular, içimde yerini arayan bu yabancı ile Dersim'den Musul'a kadar uzanan ve başka ülkelerin sınırları içerisinde yasaklanmış dilleri, inançları ile Kürdistan’a, varlığımı tamamlayan anlamları bulmaya doğru hiç bitmeyecek uzun bir yolculuğun hikâyesi böylece başlamış oldu.
 

drsm-1.jpg
drsm-2.jpg
bkr-26.jpg
bkr-9.jpg
bkr-1.jpg
bkr-2.jpg
bkr-6.jpg
bkr-5.jpg
bkr-23.jpg
bkr-13.jpg

Suriye’de IŞİD’e karşı süren savaşta on binlerce insan, IŞİD katliamlarından kaçarak göç etmek zorunda kaldı. Yüzlerce insan esir alındı ve bu esirler içindeki kadınlar köle pazarlarında satıldı. IŞİD’in kuşattığı kentlerden geriye büyük enkaz yığınları ve sancılı göç hikâyeleri kaldı. Kimi göç yolculuğunu tamamlayabildi, kiminin ise tamamlayamadığı yolculuktan geriye, kıyıya vurmuş cansız bedenleri kaldı… 2014’te IŞİD’in kuşattığı Şengal’den, on binlerce Êzîdî göç etti. Göç eden 7 bin Êzîdî Diyarbakır’a geldi ve bunlardan 4 bini  Diyarbakır Yenişehir Fidanlık Kampı’na yerleştirildi. Kampta kaldıkları 2.5 yıl içerisinde Êzîdîlerin sayısı giderek azaldı.

Kimi Avrupa’ya kimi Irak Kürdistan'ına göç etti.  Yine büyük bir kısmı Diyarbakır’da bir kampa yerleştirildi. Aralık 2016'da, Diyarbakır'daki Êzîdî Kampı belediye'ye atanan kayyum tarafından boşaltıldı. Kampta 2.5 yıl içerisinde, 800’ü aşkın çadırda 4 binin üzerinde Êzîdî’nin yaşadığı ve Ocak 2017’de tamamen boşaltılan kamptaki kişi sayısının 1200 olarak kayıtlara geçtiği görüldü.

 Kampın henüz faaliyette olduğu dönemlerde, Êzîdî bir aile ve çocuklarının kaldıkları çadır. Geleceğin neler getireceğinden habersiz dalgın ve belirsiz bakışlarıyla, bir başka göçe, bir başka hikâyeye bakmaktalar.

dhk-11.jpg
dhk-8.jpg
dhk-9.jpg
dhk-12.jpg
bkr-12.jpg
bkr-15.jpg
bkr-17.jpg
bkr-18.jpg
bkr-19.jpg

''rüzgar esmiyor. gidenleri örten toprağın içindeyiz, birer avuç alıp mezarımıza serpiyoruz. ağaç yeşili ile vadileri, ırmakları geçiyoruz. burada yatıyor bu toprağın üstünde boyunca, bakın ona; bakıyoruz. bir rüyada uyuyoruz. yüzümüz kuzeyde ama doğunun dünyası kadim rüyasını özledi.'' (-AkYa)